Tükenmişlik Sendromu
2010, Ocak
İnsan,
biyo-psiko-sosyo-kültürel bir bütünlük taşıyan karmaşık bir varlıktır. Çevre
ile sürekli ve karşılıklı bir etkileşim içinde olan, yani çevresinden
etkilenirken aynı zamanda çevresini de etkileyen canlı bir sistemdir.
Tükenmişlik
sendromu nedir ?
Tükenmişlik
sendromu ilk olarak 1970’lerden itibaren dikkat çeken ve adı konan bir durum
olup, o dönemlerde ağırlıklı olarak acil servis çalışanları, sağlık, hukuk
ve eğitim-öğretim alanlarında çalışan insanlar arasında sıklıkla teşhis
edilmeye başlanan fiziksel ve zihinsel yıpranma halini tanımlamak için
ortaya çıkmıştır. (Freudenberger, 1974) Önceleri daha çok hastanelerin acil
servis çalışanları ve adı geçen belirli meslek grupları arasında daha yaygın
olarak gözlenirken, zaman içinde endüstrileşmenin yaygınlaşması, üretim
alanlarında ve kurumsal ortamlarda yoğun iş tempoları, yüksek hedef ve
beklentiler ve rekabet koşulları arasında değişen iş hayatının getirdiği
koşullar sonucu gittikçe daha fazla iş ve meslek grubunda, daha geniş bir
yaş yelpazesinde ve daha sıklıkla rastlanan bir problem olmaya başlayarak
çağımıza damgasını vuran sendromlardan biri olmuştur.
Tükenmişlik
sendromu, kişiyi bedensel ve ruhsal açılardan zorlayan bir etkene veya yaşam
koşullarına uzun süre maruz kalınması sonucu yaşanan bir durumdur. Kişinin
uzun bir zamana yayılmış olarak, yorucu ve yıpratıcı bir tempo ile
çalışması, herhangi bir şey için yeterince dinlenmeksizin uzun süreli efor
sarf etmesi, yoğun bir fiziksel, zihinsel ve duygusal meşguliyet içinde
olması ve salt bu meşguliyete odaklı yaşaması bir süre sonra gerek fiziksel
gerekse zihinsel ve duygusal alanlarda bir çöküntüye neden olabilir. İşte bu
çöküntü ve ona bağlı olarak ortaya çıkan problemlerin ve şikayetlerin
bütünü, tükenmişlik sendromu (burnout syndrome) olarak tanımlanır. (Maslach
& Jackson, 1986)
Belirtileri
;
Fiziksel
belirtiler arasında; enerjisizlik, kronik yorgunluk, güçsüzlük,
yıpranmışlık, baş ağrıları, mide ağrıları, bulantı, bazen kusma, kas
krampları ve tutulmaları, bel ve boyun ağrıları, uyku ve yeme ihtiyacında
dalgalanmalar, cinsel istekte azalma ve bağışıklık sisteminde düşme sonucu
daha sık ve kolay hastalanma yer alır.
Zihinsel
boyuttaki belirtiler daha çok umutsuzluk, kendine ve hayata dair olumsuz
inanç, düşünce ve beklentiler, yetersizlik ve çaresizlik etrafında
yapılanır. Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri gözlenebilir. Bazen karar
vermekte zorluk bazen de ani ve fevri kararlar verme eğilimi dikkat
çekicidir.
Duygusal
belirtiler ise, ağırlıklı olarak stres ve depresyon belirtileri içerir.
İsteksizlik, güvensizlik, alınganlık, kırılganlık, gerginlik ve kızgınlık,
umutsuzluk, tahammülsüzlük ve sabırsızlık gibi duygulanımlar ve tepkiler ön
plandadır. Güçsüzlük, çaresizlik ve kapana kısılmışlık hissi ön plandadır.
Yalnızlık ve yabancılaşma hissi yaygın şekilde gözlenir.
Kısa vadede
yaşanan, maddi kazanç, prestij, statü, takdir ve onay gibi tatmin
kaynakları, uzun vadede “anlamsız” ve “boş” algılanan bir boyuta gelir.
İsteksizlik, yalnızlık, boşluk, yorgunluk ve kızgınlık halleri hakim olmaya
başlar.
Muhtemel
nedenleri ;
Tükenmişliğe
neden olan en belirgin unsurlar, kişinin içinde bulunduğu duruma, ortama,
işin ve meşguliyetin niteliğine ve yoğunluğuna dair unsurlardır ;
-
işin ve meşguliyetin süresi ve şiddeti
-
aynı anda birden fazla yükün ve yüksek hedefve
beklentilerin olması
-
yetersiz destek
-
fiziksel açıdan zor koşullar ve yeterince karşılanamayan
ihtiyaçlar (uykusuzluk, açlık, susuzluk, karanlık, fazla soğuk ya da
fazla sıcak hava koşulları, mola vermek için yeterli zaman, alan ve
ortam olmaması)
-
eşitsizlik, adalesizlik ve haksızlık hissi yaratan
durumlar
-
insiyatif ve seçim hakkı olmaması
-
kişinin bireysel yaratıcılığına ve potansiyelini
gerçekleştirmesine imkan vermemesi
Tükenmişliğe
neden olabilen en karakteristik durum ve olaylar arasında; zaman limitli bir
projeyi yetiştirmeye çalışma, kronik ya da ölümcül bir hastalığı olan bir
hastaya bakma ya da onunla birlikte yaşama, kriz, travma ya da toplumsal
afet dönemlerindeki çalışmalarda görev alma, anne olduktan sonraki ilk
birkaç yıl, ve yükseklisans ya da doktora sürecinin getirdiği akademik
yoğunluk örnek olarak sayılabilir.
Tükenmişlik
sendromu sadece belirli mesleklerde rastlanan bir sorun değildir; ancak bazı
mesleklerin ve işlerin tabiatının, bu sendromun ortaya çıkma riskini
arttırdığı da bilinmektedir. İnsanlarla bire bir ilişki, yakın temas ve
yüksek sorumluluk içinde icra edilen mesleklerde tükenmişlik sendromu riski
en fazladır. (doktor, psikolog, psikiyatrist, hemşire, hakim, savcı, avukat,
öğretmen, polis ve asker gibi...) Literatüre göre, risk potansiyelini
arttıran bir diğer unsur, işin ekip desteği ve çalışma arkadaşları olmadan
yapılan nitelikte yalnız ve izole bir doğada olmasıdır. Buna göre ofisinde
günler ve saatler boyu tek başına çalışan diş hekimleri ya da yalnız çalışan
mimarlar ya da salt bilgisayara ve telefon üzerinden kriz ve problem odaklı
çalışan teknoloji ve teknik destek çalışanları da yüksek risk taşıyanlar
arasında yer alır.
Kişinin kendi
bilgi, beceri ve yaratıcılığını kullanabileceği, potansiyelini
yansıtabileceği zenginleştirilmiş iş tanımlarıyla ve yeterli sıklıkta
rotasyonla çalışan insanlar tükenmişlik sendromu açısından daha az risk
taşıyan grupta tanımlanabilirler. Zira, zenginleştirilmiş iş tanımı, iş
çeşitliliği ve rotasyon; monotonluğu kıran ve tatmin duygusunu arttıran bir
boyut getirir ve bu da tükenmişliğe karşı koruyucu ve önleyici bir işlev
taşır.
Durum, olay ve
iş koşullarının özellikleri kadar, kişinin kendi özelliklerine dair unsurlar
da tükenmişlik sendromunun alt yapısını oluşturan bileşenlerdendir ;
-
hayata ve kendine dair yüksek beklentiler, yüksek
idealler taşıyan,
-
mükemmeliyetçi olan,
-
“hayır” demekte zorlanan,
-
yüksek sorumluluk ve fazlasıyla gelişmiş görev bilinci
taşıyan,
-
diğerler insanların beklentilerini ve ihtiyaçlarını
karşılamak konusunda fazlasıyla hassas olan,
-
kendini suçlamaya ve kendini yargılamaya eğilimli olan,
-
kolayca yetersizlik duygusuna kapılabilen,
-
kolayca moral bozukluğu yaşayabien,
-
sosyal destek sistemleri az olan kişiler tükenmişlik
sendromu için daha fazla risk taşırlar.
Araştırma
verilerinden bazı örnekler ;
Kepir’in (2004)
Türk popülasyonu üzerinde yaptığı araştırmaya göre özellikle iş ortamında
tükenmişliğin olası nedenleri arasında en dikkat çekici olanları; kişilere
ulaşamayacağı kadar yüksek hedefler koyulması, kaldırabileceğinden fazla iş
yükü ve ağır bir iş tanımı yüklenmesi, düşük motivasyonlu ve düşük enerjili
kişilerle birlikte çalışmak durumunda kalınması, kişinin kişilik profili ve
karakteri ile yaptığı işin uyuşmaması ve sosyal desteğin yetersiz olmasıdır.
Tevruz’un
(1996) araştırmasına göre ise, genç, bekar ve çocuksuz bireylerde, evli,
yaşlı ve çocuklu bireylere kıyasla; üniversite mezunlarında üniversite
mezunu olmayanlara kıyasla, iş deneyimi birkaç yıllık olanlarda bir yıldan
az ve beş yıldan uzun süredir çalışanlara oranla daha fazla sıklıkla
tükenmişliğe rastlanmaktadır.
Tükenmişlikle
sosyal destek arasındaki ilişki incelendiğinde, sosyal desteğin tükenmişliğe
karşı bir tampon görevi gördüğüne işaret etmektedir. Sosyal destek
kaynaklarından yararlanmak tükenmişliği azaltan, sosyal destek
kaynaklarından yoksun olmak ise tükenmişliği arttıran bir faktör olarak
bulunmuştur. Yakın, devamlı, ulaşılabilir bir aile ve dost çevresine sahip
olmanın, bireye güven veren ve destekleyen nitelik taşıdığı için tükenmişlik
riskini azalttığı görülmektedir (Tevrüz, 1996).
Stres Tepki
Aşamaları :
Selye (1976),
insan bünyesinin stres karşısında verdiği üç aşamalı tepkiyi "Genel Uyum
Sendromu" olarak tanımlar. Bu yaklaşıma göre, stres yaratan herhangi bir
durum, olay ya da uyaran karşısında organizma kaybetiiği dengeyi ve uyumu
yeniden kurabilmek için üç aşamalı bir tepki sistemi geliştirir ;
1. Alarm ; Bünye “alarm” durumuna geçer, gerekli kimyasal ve hormonal değişiklikler
neydana gelir ve böylelikle kişi, “savaş” ya da “kaç” tepkilerinden biri
için hazır hale gelir. Strese neden olan kaynakla yüzleşmek, mücadele etmek
ve savaşmak için ya da stres kaynağından kaçmak ve uzaklaşmak için harekete
geçer.
2. Direniş ; Stres kaynağını ortadan kaldırmak ya da onun yarattığı etkiyi ve zararı
azaltmak için bünye tüm gücünü sarf etmeye ve stres kaynağıyla mücadele
ederek bir denge, bir uyum kurmaya çabalar. Gerekirse rezervlerden tüketir;
yani, yorgunluğa, uykusuzluğa, düzensiz beslenmeye vb koşullara bünye öz
kaynaklarını ve bir anlamda yedeklerini kullanarak direnmeye çalışır.
3. Tükeniş ; Eğer direniş aşamasında da stres kaynağı ortadan kaldırılamazsa ya da onunla
bir denge ve uyum sağlanamazsa, fiziksel, zihinsel ve duygusal kaynaklar ve
rezervler yetersiz kalmaya başlar, bu da tükenme ve dağılma tepkilerini
doğurur. Bünye bu noktada başka stres kaynaklarına karşı daha açık ve
kırılgan hale geleceği gibi, fiziksel ve psikolojik problemlere karşı da
bağışıklığı düşer.
Önlemek için
neler yapılabilir ? Nasıl baş edilebilir ?
-
Yemek ve uyku düzeninize ve dinlenme molalarınıza özen
gösterin, ihmal etmeyin !
-
Mizaha zaman ayırın !
-
Eğer koşullar elveriyorsa yaratıcılığa ve esnekliğe izin
verin, işinize, uğraşınıza, meşguliyetinize kendinizden bir şeyler katma
çalışın !
-
İhtiyaç duyduğunuzda yardım ve destek istemek konusunda
rahat olun ve ! Mümkünse hayatınızla ilgili büyük ve önemli kararları
duygularınız yoğunken almayın, yoğun dönemlerinizde ve duygularınız
şiddetliyken aldığınız belirli kararlar konusunda çevrenizden fikir
almaya çalışın...
-
Organizasyonel, kurumsal, ailesel ve sosyal anlamda
gözden geçirilebilecek ya da yeniden gözden geçirilebilecek şeyler
olabilir. Bu nedenle durumunuzu, yükünüzü ve yoğunluğunuzu,
hissettikleriniz ve yaşadıklarınızla birlikte gerçekçi bir biçimde
ortaya koyun...
-
Koşullarınız elverdiği ölçüde tatil yapmaya gayret
edin... Zamansal ve mekansal anlamda kısa bir süreliğine de olsa
uzaklaşmak, tazelenmenize, güç ve enerji depolamanıza yardımcı
olabilir... Tatile gitme fırsatı yaratma şansınız yoksa da, evde ya da
dışarda, kendinizi huzurlu, güvenli, rahat ve keyifli hissettiğiniz bir
ortamda vakit geçirmeye çalışın... Hatta yapabilirseniz bunu,
bilgisayar, tv, cep telefonu gibi unsurlardan uzak kalarak yapmayı
deneyin...
Gücümüz,
enerjimiz, motivasyonumuz değişkenlikler sergilemesi son derece doğaldır.
Tükenmişlik
sendromu tedbiri alınabilecek bir durumdur; bu sendromu, altyapısını,
nedenlerini ve temel unsurlarını anlamak, bu sendromu önlemek konusunda
yardımcı olur.
Profesyonel
atletler der ki ;
“Susamadan
su içmek gerekir. Susadığınız zaman su içmek için çok geç olmuştur !”
Kaynaklar :
Freudenberger,
H. J. (1974). Staff burnout. Journal of Social Issues, 30, 159-165.
Kalemoğlu, M.
Keskin, O. (2006). Burnout syndrome at the emergency service. Scand Journal
of Trauma Rescue Emergency Medicine, Vol 14, 37-40.
Maslach, C. & Jackson, S.E. (1981).
Maslach Burnout Inventory. Palo Alto, CA: Consulting Psychology Press.
Maslach, C. & Jackson, S.E. (1986).
Maslach Burnout Inventory. Palo Alto, CA: Consulting Psychology Press. (2nd
edition).
Ogresta, J. Rusac, S. Zorec, L.
(2008) Relation Between Burnout Syndrome and Job Satisfaction Among Mental
Health Workers. Public Health, May, 14.
Tevruz,
S.(1996). Endüstri ve Örgüt Psikolojisi, Ankara: Türk Psikologlar Derneği
Yayınları.
Selye, H.
(1976). The Stress of Life. McGraw-Hill.
Waugh, C.K. &
Judd, M.R. (2003). Trainer Burnout: The Syndrome Explored. Journal of Career
and Technical Education, 19(2), 47-57.