Taşıyıcı Annelik Üzerine...
Annelik; genetik ve biyolojik boyutları, sosyal ve kültürel bileşenleri olan bir varoluştur. Düşünsel, duygusal ve ilişkisel yönleri ile karmaşık bir olgudur.
Anne - bebek ilişkisi, bebeğin doğumundan çok önce başlar. Anne olma arzusu, çocuk sahibi olma hayali, doğacak çocukla ve onunla kurulacak olan ilişkiyle ilgili beklentiler ve hayaller, bununla birlikte taşınan kaygılar ve korkular anne-bebek ilişkisinin temellerini oluşturur... Hamilelik sürecinde, anne ile bebeği birleştiren “göbek bağı” ile bebek anneye, anne de bebeğe bağlanır; ve bu “bağ” biyolojik bir işleve sahip olduğu kadar duygusal ve ilişkisel açıdan da sembolik anlamlar taşır...
Taşıyıcı annelik yoluyla çocuk sahibi olunması durumunda, bir bebek ve iki “anne” söz konusu olur. Bu, alışılandan daha karmaşık bir tablo meydana getirmekle birlikte; gerekli koşullar sağlandığı ve sınırlar doğru şekilde korunduğu takdirde, sağlıklı ve dengeli ilişkiler kurabilmek mümkün kılınabilir...
Ancak tıbben gerekli ve uygun görülen durumlarda ve yasal düzenlemeler çerçevesinde uygulanmalıdır...
Bir kadının doğurganlığını, hamile kalabilirliğini ve hamileliği sürdürebilirliğini belirleyen birçok genetik ve biyolojik faktör var. Bazen doğuştan, bazense bir kaza, hastalık, yaralanma vb nedenlerle rahimi ve yumurtalıklarını kaybetmiş, ve bundan dolayı da biyolojik olarak anne olması mümkün olmayan kadınlar var.
Altını çizmek gerekir ki, burada taşıyıcı annelik kavramından söz edilirken sadece yasal olarak belirlenmiş ve tıbben gerekli ve uygun kabul edilmiş bu ve benzeri özel tanımlı durumlardaki kullanımından bahsedilmektedir.
“Taşıyıcı Annelik” olgusu farklı boyutlarda ele alınmalı ;
Öncelikle, taşıyıcı annenin psikolojik dinamiklerini anlamak ve doğru değerlendirmek gerekir. Bireysel altyapısı, duygusal ve gelişimsel tarihçesi, böyle bir süreç için gönüllü olurken taşıdığı motivasyonlar; gerek hamilelik sürecini gerekse doğum sonrası bebekle ve bebeğin anne-babasıyla kurulacak ilişkinin sınırlarını sağlıklı temellerde korumak adına önemlidir. Aynı zamanda, genetik annenin psikolojik durumu, bu yöntemi ve başka bir kadından alacağı bu yardımı nasıl algıladığı ve yaşadığı da önemli bir diğer boyuttur. Zira, her iki kadın da, yani her iki “anne” de anne-çocuk ilişkisinin dinamiklerini belirleyecektir...
Kadınlık kimliğini ve imgesini şekillendiren sosyal ve kültürel etkenler; kadınlığı büyük ölçüde anneliğe endekslerken tıpta, bilimde ve teknolojide yaşanan gelişmeler ile bu bakış açısı değişmeye başlamış; kadınlara yüklenen “mükemmeliyetçi”, “herşeyi veren” ve “herşeyden vazgeçen” annelik olgusu gözden geçirilmeye başlanmıştır...
Her iki durumda da kadın kimliği hedef olabiliyor !
Çocuk sahibi olma arzusu; sadece evrimsel ve biyolojik bir güdü değil, aynı zamanda kadının sosyal ve kültürel gelişimi sırasında kadınlık kimliğinin bir parçası olarak kazandığı bir unsurdur... Dolayısıyla, algılanan kadınlık imgesi ve kimliği çerçevesinde, çocuk sahibi olmak, olmamak ya da olamamak; kişisel ve ilişkisel boyutlarının ötesinde ailesel, toplumsal ve kültürel bir hal alır... Çocuk sahibi olamadığı için dışlanan, etiketlenen birçok kadına; bundan dolayı biten pek çok evililğe rastlayabiliyoruz hala...
Öte yandan taşıyıcı anne rolündeki kadınlara yönelik bazı önyargılar ve etiketlemeler de dikkat çekicidir ! Taşıyıcı anne olmayı kabul eden ya da buna gönüllü olan kadınlar “duygusuz”, “soğuk”, “değerleri olmayan”, “materyalist”, “taşıdığı bebekten kolaylıkla vazgeçen”, “çocuğu reddeden” ya da “para karşılığı bedenini kiralayan” şeklindeki bazı olumsuz önyargılı eleştirilere hedef olabiliyor...
Ayrılık bir travma yaratabilir !
Taşıyıcı anne; duygusal bir ikilem içindedir... Bebekle olan ilişkisinde hem bağ kurma hem de bağı koparma, hem yakınlaşma hem ayrışma iç içedir... Bu zıt duygular ve ikircikli durum karmaşa, kaygı ve çatışma getirebilir; bu da baş etmesi zor komplike bir tabloya neden olabilir...
Hamilelik sürecinde kurulan bağın ve ilişkinin, doğumla birlikte son bulması ve bebekle taşıyıcı annenin ayrılması; taşıyıcı anne için olduğu kadar bebek için de belirgin bir kayıp ve ayrılık demektir ! Erken dönem ayrılıkları da ilerleyen gelişim dönemlerinde krizlere ve problemlere zemin hazırlayabilir...
Eskiden de “süt anne” kavramı vardı !
Kültürümüzün bir parçası olarak kabul gören “süt annelik” bugünün “taşıyıcı annelik” kavramına bazı paralellikler taşır... Her ikisinde de iki kadının, iki annenin, bir bebek etrafındaki yardımlaşması ve dayanışması söz konusudur. Zorluklara ve potansiyel karmaşalara rağmen; yakın, güvenli ve sıcak ilişkiler kurabileceğinin de yaşanmış bir kanıtı olarak görülebilir... Yeter ki sınırlar iyi korunsun !
Araştırmalara ve klinik gözlemlere göre ;
Genetik anne ile taşıyıcı anne arasında gelişebilecek potansiyel çatışma dinamikleri arasında; rekabet, güç savaşımı, kıskançlık, aidiyet karmaşası, sınır karmaşası, kimlik ve rol karmaşası, ikilem, ambivalans ve ayrılık travması gibi boyutlar sayılabiliyor...
Sanılanın aksine, taşıyıcı anne olmaya aday ya da taşıyıcı anneliği gerçekleştirmiş kadınlar için para, birincil motivasyon etkeni değil !
Saptanan istatistiklere göre taşıyıcı anne olan ve olmaya aday kadınların; % 50’si üniversite öğrenimli; % 71’i çalışıyor ve orta sınıf SES içinde, % 25’inin aile gelirleri ile birlikte üst-orta SES içinde...
% 50’si evli
% 30’u bekar
% 20’si boşanmış ya da eşi vefat etmiş
% 75’inin çocuğu var ! En az bir ya da daha fazla kez anne olmuşlar...
% 40’ının düşük ve kürtajları var...
% 75’inin kardeşleri var; kalabalık ailelerden geliyorlar...
% 75’i genetik anne-baba ile tanışmak istiyor !
Taşıyıcı anne olan kadınların duygu, düşünce ve motivasyonları;
- “Anne-babalığı mümkün kılmak adına bir rol almak, bir araç olmak”
- “Kendini gerçekleştirmek”
- “Yüce”, “güzel”, “kutsal” ve “anlamlı” bir bütünün bir parçası olabilmek
- “Can vermek”, “hayat vermek”
- “Çocuk sevgisini paylaşmak”, “anne-baba olma coşkusunu aktarmak”
- Anne olmak istediği halde olamayan kadınla kurulan empati
- “Güç” “başarı” ve “iyilik” hissi
- “Özel” hissetmek
Kaynaklar :
Aigen, B. P., Motivations of Surrogate Mothers, Parenthood, Altruism and Self-Actualization (A three year study)
Akker, O., Genetic and gestational surrogate mothers' experience of surrogacy
Ainsworth, M. D. S. (1969). Object relations, attachment and dependency. Child Development, 40, 969-1025.
Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Hillsdale, NJ: Erlbaum
Brakel, L.A.W., A Modern "Solution" to the Oedipal Problem: A Fantasy of Surrogate Motherhood.
Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Attachment (Vol. 1). New York: Basic.
Fischer S, Gillman I. Surrogate Motherhood; attachment, attitudes and social support.
Hardin, H., Surrogate Parenting Loss Arrests Mourning Process in Children, Journal of the American Psychoanalytic Association, 2000.
Harrison, M. Financial Incentives for Surrogacy, Women Health Issues, 1991, 1-145, 7.
Jadva, V., Lycett, E. & MacCallum, F., New family forms: Parent-child relationships and the psychological development of the child, Coordinator: Dr Clare Murray, Grant Holder: Professor Susan Golombok, Funded by: Wellcome Trust Programme Grant.
Jessee, S.S., Panel Report: Infertility, Surrogacy And The New Reproductive Techniques: Psychoanalytic Perspectives,Vienna. Journal of the American Psychoanalytic Association, 77:129-133.
Lederman, R.P., Psychosocial Adaptation in Pregnancy, Assessment of seven dimensions of maternal development. NewYork, Springer Publishing Company, 1996.
Weiss, R. S. (1976). The emotional impact of marital separation. Journal of Social Issues, 32, 135-145.