SERAP ALTEKİN
Uzman Klinik Psikolog
 

ANA SAYFA

ÖZGEÇMİŞ
ÇALIŞMALAR
MAKALELER
ARAŞTIRMALAR

PAYLAŞIM

BASIN & YAYIN

İLETİŞİM

  

 

SESSİZLİĞİN ANLAMI

Teorik olarak gerçek anlamda tam bir sessizliğin yakalanması imkansızdır. Kendi vücudumuz da dahil olmak üzere, çalışan ve işleyen her sistem farklı frekanslarda çok düşük seviyede de olsa bir miktar ses çıkarır. Bu makalede bahsi geçen sessizlik kavramı, sosyal, kültürel ve ruhsal açılımları içinde kaleme alınmaktadır.

En son ne zaman bir yerde tek başınıza sessizce oturdunuz ?
En son ne zaman televizyonunuzun kapalı olduğu bir akşam geçirdiniz ?
En son ne zaman bilgisayar başında sanal ortam sohbetlerinden, cep telefonu mesaj ve oyunlarından uzak bir zaman geçirdiniz ?
En son ne zaman sadece doğanın sesini dinlediniz ?
Ve en son ne zaman sadece ve sadece kendi iç sesinize kulak verip, içinize dönmeye zaman ayırdınız ?

Sessizlik yok oldu adeta...

İçinde bulunduğumuz modern çağda ve özellikle de büyük şehir yaşamında artık sessizlik yok oldu. Ve yok olurken de belki de insanlığın temelini oluşturan özü beraberinde alıp götürdü. İçimizde, dışımızda, zihnimizde, yüreğimizde, çevremizde ve hayatımızda sessizliğe hiç yer kalmadı.

Sessizlik, sükunet, dinginlik, duruluk, sadelik gitti; onun yerini ses, gürültü, hareket, kalabalık, telaş, şamata ve bol uyaran aldı...  

Fazla hareket, fazla görüntü ve fazla ses bizi sersemleştirir, uyuşturur, ketler ve köreltir... Bizi kendimizden uzaklaştırır. Düşünme, tasavvur etme, sorgulama, farketme, idrak etme, bilgiye ulaşma ve bilgiyi işlemleme becerimizi köreltir... Tıpkı, televizyonun, bilgisayarın ve cep telefonlarının yaptığı gibi...

M.S. 7. Yüzyılda yaşayan düşünür Ninovalı İshak der ki ;

“Bitkiler için suyun ve güneşin anlamı ve işlevi ne ise; bilginin ve bilgeliğin gelişmesi için de sessizliğin anlamı odur.”

Sessizlik insanın özü ile, iç dünyası ile yüzleşmesi için gerekli olan bir süreçtir. Ancak sessizlikte varlığımızı derinlerde hissedebilir ve kendi iç sesimizi  duyabiliriz. Sessizlik, berrak bir zihinle düşünebilme fırsatı tanır insanoğluna. Sessizlik, yaşamı bütünleyen bir parçadır; hareket etmek ve durmak, konuşmak ve susmak yaşam döngüsünü  meydana getiren tamamlayıcı öğelerdir.

Ancak, sessizliğin nerede, ne zaman ve nasıl tezahür ettiği kritiktir.

“Ölüm sessizliği” denen bir durum vardır hani; içinde acı, hüzün, korku ve çaresizlik barındırır. Sözün bittiği yerdir; yapılacak hiçbirşeyin söylenecek hiçbir sözün kalmadığı noktadır.

Bazen adım atma cesaretinin, ifade etme güç ve güveninin gösterilemediği yerdedir sessizlik. Ürkekliğin, korkunun, güvensizliğin ve gerginliğin tezahürüdür.

Bazense romantik bir anın, yakınlığın, sevginin ve onayın dışavurumudur. Söze gerek yoktur, sessizliği paylaşmak yeter...
Ancak, sesin ve kelimelerin beklendiği yerde susmak, küsmek ve geri çekilmek ise; pasif-agresif bir duruştur ve karşıdaki insana verilen ağır bir yük, sert bir cezadır; kırar, incitir, iletişimi koparır; yapıcı ve işlevsel olmaktan da uzaklaştırır.

Bir grup terapisi oturumu sırasında ya da bir bireysel psikoterapi seansındaki sessizliğin ise farklı anlamları ve açılımları olabilir... Bazen dirençtir, bazen bir kaçıştır, bazen öfkedir, bazen yastır. Bazense iyileştirici bir kuvvettir; düşünmek, sindirmek, idrak etmek ve içselleştirmek için ihtiyaç duyulan zaman ve alan işlevindedir.

Bazen güvenli bir sığınak, sıcak yuva; bazen de bir sürgün, bir hapishanedir sessizlik.

1

Copyright 2007- 2010 © Serap Altekin.

Serap Altekin'in resmi web sitesidir, tüm hakları saklıdır. Yazılarından ya da çalışmalarından alıntı yapılacağı zaman; yazının orjinalliğinin korunması, tırnak içerisinde alıntı yapılması ve yazarın adının, soyadının ve web adresi linkinin belirtilmesi yasal gerekliliktir.