KIZGINLIK VE ÖFKENİN ÖTEKİ YÜZÜ
Öfke içsel ya da dışsal herhangi bir durum, olay veya uyaran karşısında oluşan; duygusal, düşünsel, bedensel ve fizyolojik bileşenleri olan bir tepkidir.
Öfke daha çok bir sonuçtur aslında. Öfkelenmemize esas neden olan şey durumun, olayın veya uyaranın kendisi değil, bizim o durumu nasıl algıladığımız, nasıl yorumladığımız, aklımızdan o an ne geçtiği ve ne düşündüğümüzdür. Duygularımız ile düşünce, algı ve yorumlarımız arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Bu açıdan bakıldığında, kızgınlık veya öfke duygusu tek başına ’’sağlıksız’’, ’’tehlikeli’’ ya da ’’tehditkar’’ değildir. Bunu bir problem haline getiren şey, ona eşlik eden düşünce, anlam, algı ve yorumla birlikte onu ifade ve dışavurum şeklimizdir, davranışlarımızdır.
Kızgınlık ve öfke, her insan tarafından yaşanan olağan duygulardandır. Ancak herkes tarafından farklı sıklıkta ve farklı şekilde yaşanır; herkesi kızdıran şeyler farklı olabileceği gibi; birçok insan kızgınlığı ve öfkeyi farklı şekillerde tanımlayabilir, onu farklı şeylere benzetebilir. Kızgınlık ve öfke yaratan unsurlar çok çeşitli olmakla birlikte genel olarak üç kategoride toplanabilir :
- Rahatsız edici fiziksel uyaranlar ve durumlar; (komşudan gelen gürültüler, kötü bir koku, yüzünüze tutulan ışık, el şakaları...)
- Finansal bedeli, bir maliyeti olan durumlar; (borsada para kaybetmek, değerli bir eşyanın kaybı veya hasarı, bir şeyin arızlanması...)
- Kural, değer ve prensiplerimize uygun olmayan, sınırımızı zorlayan olaylar ve durumlar; (yalan, riya, ikiyüzlülük, önyargı, dedikodu, adaletsizlik, haksızlık, istismar, taciz, saygısızlık, tembellik...)
Gerek Türkiye’de gerekse dünya genelinde yapılan araştırmalara göre insanları en çok kızdıran, öfkelendiren şeyler arasında; trafik sıkışıklığı, vergiler, adaletsizlikler, önyargılar, yalan, istismar, kabalık, saygısızlık, beklemek, bekletilmek, belirsizlikler, programsızlıklar, gürültü ve kalabalık gibi durumlar sayılabilmektedir. Kızgınlık ve öfke kavramlarının her insan için farklı çağrışımları vardır. Kimilerine göre öfke baldan tatlı, kimilerine göre ise keskin sirke ! Kimileri için gürültülü, kıpkırmızı, hararetli bir patlamadır; kimileri içinse sessiz, gergin ve soğuktur. Kimileri öfkeyi, acıyla, gözyaşıyla ve yıkımla özdeşleştirirken, kimilerinde de öfke, korku ve kaygı uyandırır.
Kızgınlık ve öfke ikincil duygulardır... Bir defanstır...
Kızgınlık ve öfke duygularıyla, kaygı ve korku duyguları ve çaresizlik hissi daima el ele gider. Çoğu zaman gerçek duygumuz, altta yatan hislerimiz hayal kırıklığı, üzüntü, endişe, kaygı, korku, kıskançlık ya da utanç olsa da; en sıklıkla ve nedense en kolaylıkla dışavurduğumuz duygu kızgınlık ve öfkedir. Öfke çoğunlukla; kaygı ve korkunun yarattığı çaresizlik hissiyle baş etmek için ortaya çıkan bir defanstır; bir savunma mekanizmasıdır. Saldırganlık ve şiddet kullanımı; çaresizlik ve değersizlik hislerine karşı defansif olarak ortaya çıkan tepkilerdir. Kırılganlıklarımızı, hayal kırıklıklarımızı veya üzüntümüzü bastırıp, keskin bir öfkeye dönüştürmek bazen insanı geçici olarak daha güçlü ve iyi hissettirir. Ancak asıl yapıcı olan, kızgınlık ve öfkenin altında yatan gerçek duyguları anlamaktır.
Thomas Gordon’a göre üzüntü, kırgınlık, hayal kırıklığı, endişe, merak, kaygı, korku gibi acı veren zor duygular kelimelere dökülemeyince, açıklanamayınca ve yaşanamayınca donar, katılaşır ve bir buzdağına dönüşür. Buzdağının görünen yüzü kızgınlıktır, öfkedir; ancak buzdağının sular alında kalan bölümünde ise gerçekte yaşanmakta olan başka duygular yer almaktadır.
Duygu repertuarımız zengindir. Her duygunun da bir işlevi, bir yararı, bizi koruyan ve bize güç veren bir yanı vardır. Kızgınlık, ve onun daha yoğun ve şiddetli şekli olan öfke bu duygulardan sadece biridir.
Kızgınlık bazen gereklidir, işlevseldir...
Kızgınlık son derece normal ve insani bir duygulanımdır. Yapıcı kullanıldığında, bizi koruyan, ilişikiyi zenginleştiren ve iletişimi verimli kılan bir niteliktedir.
Kızgınlığın en temel işlevi insanoğlunun hayatta kalabilmesi ve kendini koruyabilmesi için gerektiğinde alarm durumuna geçmesini sağlayarak, varlığını korumaktır. Belirli ölçüde gerilim, stres veya kızgınlık bazen iyi bir itici güç oluşturur ve motivasyon sağlar. Gerekli enerjiyi ve gücü bulabilmemizi ve kullanabilmemizi sağlar.
Kızgınlık bir iletişim unsurudur aynı zamanda, bir mesaj iletir; değişmesi gereken bir şeylere işaret eder; sınırınızı belirlemenize ve korumanıza yardımcı olur. Ve bu yolla da benlik imajınızı ve kendinize güveninizi korur; zira insan bireysel sınırını ve benliğini koruyabildiği, kendini etkin bir biçimde ifade edebildiği ve dışavurabildiği ölçüde güçlü hisseder; kendine olan güveni ve olumlu benlik imajı gelişir.
Kızgınlık bazen de sosyal bir düzenleyici işlevindedir; sosyal değerleri ve normları korur, sosyal yaşamı düzenlemeye katkıda bulunur; bireyle toplum arasındaki sınırları ve kuralları belirlemede yardımcıdır.
Duygu ile davranışı, kızgınlık ile saldırganlığı ayırt etmek önemlidir...
Duygu ile davranış aynı şey değildir. Duygu, davranışa yön verebilir; davranışlarımızı etkileyip şekillendirebilir; ama asla bire bir belirlemez. Kişinin kızgınlığını nasıl dışavurduğu tamamen kişinin seçimi ve sorumluluğudur.
Kızgın hissetmekle saldırgan davranmak aynı şey değildir. Saldırganlık, sözel veya fiziksel şiddet içeren, nefret ve düşmanlık taşıyan, baskı ve zor kullanan yıkıcı davranış ve tutumlardır.
Kızgınlığı, öfkeye dönüştüren; onu tehlikeli, yıkıcı ve sağlıksız yapan şey saldırganlıkla dışavurumudur. Oysa kızgınlık, doğal, normal ve insanca duygulardan biridir. Kızgınlığı, bağırıp çağırmadan, şiddet kullanmadan, kendimize ve karşımızdakine zarar vermeden, iletişimi ve ilişkiyi zedelemeden ifade etmenin yapıcı yolları da vardır. Önemli olan, kızgınlığı ifade etmek, kelimelere dökmek ve bunu yaparken de ilişkiyi ve iletişimi korumak ve sürdürebilmektir.
Çocukluk deneyimlerimiz önemli ve belirleyicidir...
Çocukken birilerini kızgın, öfkeli gördüğünüzde ya da birileri size kızdığında size neler olurdu ? Ne düşünürdünüz ? Ne hissedersiniz ? Ne yapardınız ?
Çocukluğunuzda, kızgınlığı ve öfkeyi nasıl yaşardınız ? Nasıl dışavururdunuz ? Nasıl ifade ederdiniz ? Kızdığınızda ne yapardınız ?
Kızgınlık ve öfke karşısında nasıl hissettiğimiz ve kendi kızgınlığımızı nasıl yaşadığımız büyük ölçüde çocukluktaki ilk deneyimlerimizle şekillenir.
Anne, baba ve diğer aile bireyleri, çocuğun ilk ve en uzun süre etkileşimde bulunduğu kişilerdir. Dolayısıyla anne-baba tutum ve davranışları çocuklar için bir model, bir referans teşkil eder. Kızgınlığımızı nasıl dışavuracağımızı, nasıl ifade edeceğimizi öncelikle aile sistemi içindeki rol modellerinden öğreniriz. Ancak bu öğrenme ve modelleme süreci son derece karmaşıktır. Evde öfke, şiddet, baskı ve saldırganlık varsa, çoğu zaman çocuk da aynı davranışları benimser; kızgınlığını, öfkesini ve hayal kırıklığını yıkıcı ve saldırgan bir biçimde dışavurmayı, yaşamayı öğrenir. Çocuklar, onlara söylediklerinizden çok yaptıklarınızı baz alırlar ve onlar da aynılarını yaparlar. Bazı durumlarda ise aile içinde şiddete ve saldırgan tutumlara maruz kalan çocuk, yaşadığı korku, kaygı ve dehşetle içe kapanır, kendini geri çeker; kızgınlığını, üzüntüsünü veya kırılganlıklarını içine atma yolunu benimser. Her iki durumda da sonuç, bu çocuklar için riskli ve yıkıcıdır; çünkü kızgınlığın kontrolsüzce dışavurumu agresyona ve ciddi ilişkisel problemlere neden olurken, tamamen bastırılması ise depresyona zemin hazırlar.
Öfke kılık değiştirir !
Kızgınlık ve öfkenin farklı farklı dışavurumları vardır...
Kimileri her an patlamaya hazır bir saatli bomba gibidir, saldırgandır. Kimileri ise susar, içine atar, biriktirir.
Kimileri imalı ve iğneli sözlerle kimileri ise enerjisini başka birşeylere kanalize ederek dışavurur kızgınlığını.
Bazen de gücü yeten yetene kızar; zincirleme gider tepkiler. Patronun çalışanına, o çalışan adamın evde eşine, o eşin çocuğa, çocuğun kardeşine, en küçük kardeşin de evin kedisine kızması gibi...
Kimileri bastırılmış kızgınlıklarını, temizlik ve titizlikle; kimileri ise alışverişle yaşar. Kimileri hınç alır gibi yemek yer kızınca, kimilerininse iştahı kapanır... Bazılarının uykuları kaçar, bazıları ise dalgınlaşır...
Bazen de ifade edilememiş, dışavurulamamış ve bastırılmış kızgınlıklar; vücudumuzun bir yerlerinde ağrılar, uyuşmalar, kistler veya enfeksiyonlar olarak ifade bulur !
Stresin ve öfkenin fizyolojik etkileri yoğun ve faturası ağırdır...
- Soluk alıp vermede hızlanma
- Kalp atışlarında hızlanma
- Tansiyon yükselmesi
- Kas geriliminin artması
- Terleme
- Titreme
- Yüzde kızarma, sararma
- Baş ağrısı, baş dönmesi
- Mide şikayetleri; ağrı, bulantı ver yanmalar
- Bağışıklık sisteminde zayıflama
- Hastalanma riskinde yükselme
- Hafıza ve düşünme süreçlerinde zayıflama
- Uyku problemleri
- Cinsel problemler
- Üretkenlikte ve verimde düşüş
- Kronik yorgunluk ve isteksizlik
Keskin sirke nelere zarar ?
Öncelikle küpüne ! Kronik stres, gerilim, kızgınlık, öfke ve saldırganlık, kişinin fiziksel sağlığını belirgin derecede olumsuz etkiler; bağışıklık sistemini zayıflatır, kalp ve damar hastalıkları riskini arttırır, mide şikayetlerini ve baş ağrılarını tetikler...
Kişilerarası ilişkilere zarar verir; ilişkisel problemlere ve sosyal yalnızlaşmaya zemin hazırlar...
İşyerinde kişilerarası ilişkilere olumsuz yansımaları olur; işleyişi aksatır; işbirliğini, motivasyonu, verimi ve yaşam kalitesini düşürür...
Başta depresyon olmak üzere, ruhsal problemlere zemin hazırlar.
Peki, ne yapmalı ?
Kızgınlık ve öfke ile etkin baş etmek için neler yapılabilir ?
Algınızı ve yorumunuzu değiştirin ; Duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımız arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Herhangi bir olay veya durum tek başına olumlu ya da olumsuz bir değere sahip değildir; ona anlam yükleyen bizim onu algılama ve yorumlama biçimimizdir. Dolayısıyla, bakış açımızı ve algılama biçimimizi gözden geçirmek, duygularımızda ve davranışlarımızda da bir değişimi beraberinde getirecektir.
Örneğin, bir davranışına kızdığınız bir kişi hakkında; “Bana böyle davranıyor”, ’’Kasıtlı olarak bana böyle yapıyor’’ şeklinde düşündüğünüz zaman, kızmanız, öfkelenmeniz kaçınılmazdır. Bunun yerine, “Bu adamın ilişki kurma biçimi böyle’’, ’’Aslında birçok kişiye aynı şekilde davranıyor” biçiminde algıladığınız zaman, olay kişisel olmaktan çıkacak, salt durum tanımına ve problem tespitine dönüşecektir; doğal olarak bu durumda hissedecekleriniz daha sakin ve ılımlı olacaktır.
Algı ve yorumlama biçiminizi değiştirmek konusundaki bir diğer örnekse, kızdığınız olayı ve olay anını dondurmaktır ! O anı dondurun ve düşünün : Bu olay acaba bir hafta sonra sizin gündeminizde olamaya değecek nitelikte bir olay mı ? Acaba üç ay sonra bugün kızdığınız bu olayın, sizin hayatınızda önemli bir yeri olacak mı ? Ya bir yıl sonra ? Ya on yıl sonra ?... Evrenin ve insanlığın milyonlarca yıllık bir geçmişi var, ve belki de daha milyonlarca yıllık bir geleceği... Günlük hayatımızın içinde yaşadığımız, kafamızın takıldığı, kızdığımız olayların her birini düşünün, acaba tüm hayatımız içinde, tüm evren düzeni içinde ne kadarlık bir yer kaplıyor ?
Çatışma ve problem çözme becerilerinizi geliştirin ; Çatışma veya problemlerle karşılaştığınızda, önce problemi net bir biçimde tanımlayın. Tanımladığınız problemi tam karşınıza koyun ve birlikte düşünün. Alternatifler ve çözümler üretmeye çalışın. En uygun çözümü ve uzlaşmayı belirleyip uygulayın.
Mizahı, hayatınızın bir parçası haline getirin ! Mizah; buzları kırar, gerilimi azaltır. Ağrı kesici, kas gevşetici, mutluluk ve enerji verici, uyku düzenleyici bir dopingdir ! Aynı zamanda iletişimde işbirliğinin önünü açar...
Aikidoyu düşünün ve sözel aikido yapın ! Aikido, evrenle ve özle uyum içinde olma yoludur.
Aİ : ahenk, uyum, harmoni
Kİ : öz, köken, toprak, soy
DO : yol, öğreti
Ueshiba der ki ;
“Öfkeyle saldırmayı düşünen; evrene karşı gelmiş olacağından, daha o noktada, düşündüğü anda zaten kaybetmiş olur; zira saldırmak kendine, kendi özüne ve tüm evrene karşı saldırmak anlamına gelir.”
Bu bağlamda, Tasavvuf öğretisi ile de örtüşen bu Uzak Doğu felsefesinin de işaret ettiği gibi; hepimiz aynı özün aynı bütünün birer parçası iken, özünde birbirimizden farkımız yokken, öfkenin ve saldırganlığın anlamsızlığı düşünmeye değerdir...
Aikido ekstra güç üretmez; saldıranın gücünden yararlanır, var olan gücü şekillendirir ve tekrar yönlendirir. Salt saldırı ya da savunma içermez; işbirliğine dayalıdır. Problemler karşısında tek bir noktaya saplanmadan, şartlar ne olursa olsun sakin, kararlı, güçlü ve kontrollü olmanın gerektiğini öğretir. Kişinin hem kendini tanımasını ve kendini kontrol edebilmesini hem de karşısındakiyle empati kurabilmesini sağlar..
Bedensel gevşeme teknikleri uygulayın ve fiziksel egzersiz yapın. Kendinize, bedeninize zaman ayırın... Duygu, düşünce, davranış ve beden arasında karşılıklı bir etkileşim olduğunu unutmayın. Düzenli olarak bedensel gevşeme teknikleri uygulayarak, kaslarınızı nasıl kontrol edebileceğinizi ve gerektiğinde nasıl gevşeyebileceğinizi öğrenin...